#smrgSAHAF Sayılı Fırtınalar: Eski İstanbul Kabadayıları -

Stok Kodu:
1199046051
Boyut:
14x20
Sayfa Sayısı:
409 s.
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
6
Basım Tarihi:
2003
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
3. Hamur
Dili:
Türkçe
Kategori:
0,00
1199046051
432048
Sayılı Fırtınalar: Eski İstanbul Kabadayıları -
Sayılı Fırtınalar: Eski İstanbul Kabadayıları - #smrgSAHAF
0.00
“Takvimlerde nasıl, kırlangıç fırtınası, avandon fırtınası, çaylak fırtınası gibi sayılı fırtınalar varsa, İstanbul'da da o devirde üç sınıf sayılı fırtına vardı:

Külhanbeyler,

Tulumbacı kabadayıları,

Efendi kabadayılar.

Külhanbeyler makbul sayılmazdı. Hatta kabadayılar birini küçültmek isterlerse: “Külhanbey” derlerdi. Bunlar, başlarına sıfır kalıp siyah fes giyerler, sırtlarına altından sakız kuşağı görünen camadanvari yelek, yardan ayrıldım biçiminde yakası büzmeli siyah gömlek, bacaklarına bol paçalı pantolon, ayaklarına da arkası basık yumurta ökçeli kundura giyerlerdi. Tulumbacı kabadayılarının bütün kabadıyılık tezahüratı, tulumbacılık sahasına münhasırdı, onlar kendi alemlerinde yaşarlardı.

Bunlardan başka bir de Rum kabadayıları vardı. Bunlar kabadayıdan ziyade vurucu, kırıcı kasa hırsızları idi. Her şeyden evvel namuslu adam olmak iddiasında olan şehir kabadayılarına bu güruhu karıştırmak doğru değildir. İstanbul'un eski kabadayılığı bir nevi şehir şövalyeliğidir. İstanbul şövalyeliğinin kendine mahsus kanunları, adetleri ve ülfetleri ile koydukları kaidelere riayete mecburdurlar. Zayıfı, bilhassa ırz ehline himaye ederler, çizdikleri yoldan ayrılmamaya dikkat ederler.

“Madara” olmaktan çok çekinirler. Dostları ile bulundukları mecliste sabahlara kadar içerler, fakat sululuk yapmazlar, kendilerini kaybetmezler. Gülerler, oynarlar, sohbetlerine doyum olmaz. Devamlı münasebette bulundukları kadınlar, arkadaşları için namahremdir, ona kötü niyetle bakmaya gelmez. Güzel kadına bayılırlar, kazandıklarını kazanacaklarını yedirmekten sonsuz zevk duyarlar” (Arka kapaktan)

“Takvimlerde nasıl, kırlangıç fırtınası, avandon fırtınası, çaylak fırtınası gibi sayılı fırtınalar varsa, İstanbul'da da o devirde üç sınıf sayılı fırtına vardı:

Külhanbeyler,

Tulumbacı kabadayıları,

Efendi kabadayılar.

Külhanbeyler makbul sayılmazdı. Hatta kabadayılar birini küçültmek isterlerse: “Külhanbey” derlerdi. Bunlar, başlarına sıfır kalıp siyah fes giyerler, sırtlarına altından sakız kuşağı görünen camadanvari yelek, yardan ayrıldım biçiminde yakası büzmeli siyah gömlek, bacaklarına bol paçalı pantolon, ayaklarına da arkası basık yumurta ökçeli kundura giyerlerdi. Tulumbacı kabadayılarının bütün kabadıyılık tezahüratı, tulumbacılık sahasına münhasırdı, onlar kendi alemlerinde yaşarlardı.

Bunlardan başka bir de Rum kabadayıları vardı. Bunlar kabadayıdan ziyade vurucu, kırıcı kasa hırsızları idi. Her şeyden evvel namuslu adam olmak iddiasında olan şehir kabadayılarına bu güruhu karıştırmak doğru değildir. İstanbul'un eski kabadayılığı bir nevi şehir şövalyeliğidir. İstanbul şövalyeliğinin kendine mahsus kanunları, adetleri ve ülfetleri ile koydukları kaidelere riayete mecburdurlar. Zayıfı, bilhassa ırz ehline himaye ederler, çizdikleri yoldan ayrılmamaya dikkat ederler.

“Madara” olmaktan çok çekinirler. Dostları ile bulundukları mecliste sabahlara kadar içerler, fakat sululuk yapmazlar, kendilerini kaybetmezler. Gülerler, oynarlar, sohbetlerine doyum olmaz. Devamlı münasebette bulundukları kadınlar, arkadaşları için namahremdir, ona kötü niyetle bakmaya gelmez. Güzel kadına bayılırlar, kazandıklarını kazanacaklarını yedirmekten sonsuz zevk duyarlar” (Arka kapaktan)

Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat