Sepetim 0 Toplam: 0,00 TL
Otur Baştan Yaz Beni: Oto/biyografiye Taze Bakışlar

#smrgSAHAFOtur Baştan Yaz Beni: Oto/biyografiye Taze Bakışlar

Liste Fiyatı : 0,00
303155580
155580
Otur Baştan Yaz Beni: Oto/biyografiye Taze Bakışlar
Otur Baştan Yaz Beni: Oto/biyografiye Taze Bakışlar #smrgSAHAF
Küre Yayınları
0.00
YAZARLAR: Abdulhamit Kırmızı, Simone Lässig, Bahar Gökpınar, Nevin Meriç, Zeynep Bostan, Hümeyra Bostan, Abdullah Taha İmamoğlu, Tuba Nur Saraçoğlu, Güllü Yıldız

Oto/biyografi men arefe nefsehu sırrının peşinde koşmaktır. Ve sanki insanlık iki binli yıllarda bu sırrı daha çok merak etmeye başladı. Son on yılda dünyada biyografi enstitülerinin sayısında önemli bir artış gözleniyor.

Biyografiyi yeniden kavramsallaştırma ihtiyacını tetikleyen şey, belki de, yeni elektronik ve dijital teknolojilerin yaygınlaşması, facebook'tan twitter'e, iPhone'dan iPad'e kişilerin postmodern gösteri(ş) dünyasına eskiden saklı kalan yönleriyle biletraf görünmelerini sağlayan çağın meydan okumasıdır. Biyograf aynı yüzün çelişkili versiyonlarıyla boğuşmak göreviyle karşı karşıya kaldı. Türün üretimi ve teorizasyonu ile biyografik tezahürü teşkil eden özün tanımı genişledi; sadece yazılı değil, görsel, grafiksel, dijital hayatlar var artık. Gelinen noktada biyografi kendi hikâyesinin ve kariyerinin çok heyecanlı ve zorlu bir aşamasında bulunuyor.

Otur Baştan Yaz Beni, oto/biyografinin bu serencamının Türkiye'deki bir yansıması niteliğinde…

İÇİNDEKİLER

Oto/Biyografik Vebal: Tutarlılık ve Kronoloji Sorunları - Abdulhamit Kırmızı 11

Modern Tarihte Biyografi-Biyografide Modern Tarihyazımı - Simone Lässig 29

Bir Yaratma Biçimi Olarak Biyografi: Bulgu'dan Kurgu'ya, Mektupları Işığında Ayşe Leman Karaosmanoğlu - Bahar Gökpınar 59

Ahmed Nedim ve Nevhiz'in Günlüğü: Başkasına Yazılan Bir Günlüğün Anatomisi - Nevin Meriç 91

Çalkantılı Bir Devrin Sorunlu Hukukçusu: Bosnalı Ali Ulvi Bey - Zeynep Bostan 129

Neydim, Ne Oldum?: Amerika'da Köleleştirilen Afrikalı Bir Prens - Hümeyra Bostan 155

Rivayetten Biyografiye: Sahabeden Ebû Bekre (r.a.) - Abdullah Taha İmamoğlu 187

Cihet-i Vahde Risalesi Çerçevesinde Siyer ve Siyer Edebiyatı - Tuba Nur Saraçoğlu 199

İki Siyer Tek Müellif: Düzceli Yusuf Suad'ın Siyer Telifleri - Güllü Yıldız 227

EK 263

Biyografi Atölyesi'nin 5 Mart 2011 Tarihli Oturumundan Bir Kesit 273

ÖNSÖZ

Biyografi çok hayatlar yaşadı. Çok süründü ve sürüldü, ama çeşitli kılıklarda hayatını sürdürdü. Bazen bilim oldu, bazen edebiyat, bazen eğlence. Kendi alanımdan bir özeleştiriyle yetineceğim: Tarihe sızmanın, nüfuz etmenin en güzel yollarından biri olduğu halde uzun zaman tarihçi biyografinin işlevini sorguladı ve ondan uzak durdu. Büyük adamların tarihi diye küçümseyerek, bizatihi insanın yerine ekonomik, demografik, ekolojik, sosyal motiflerin peşinden koşmayı tercih etti. Özellikle kliometrinin altın yılları belki tarih disiplininin insandan en çok uzaklaştığı bir zamandı.

Ancak iki binli yıllarda biyografi birden ziyadeleşen bir ilgiye mazhar oldu, yeniden dirildi. Bu ilginin önemli kısmı biyografiyi tarif etmek ve onu tarih ve edebiyat literatürünün türleri arasına yerleştirmek içindi. Bir hayattan artakalan metinlere dayanarak bir hikâye yazmak olduğu için, biyografi hakikaten bilhassa bu iki alanın kesiştiği yerde durur. Yazılan hayat hikayesi elbette seçmeceye dayanan bir aranjman, yapay bir inşa olacaktır. Bir hayatla ilgili her detaya yer verilecek olsa, yazılması herhalde o hayatın kendisinden daha uzun tutardı! Günlük tutmaktan yaşamaya zamanı kalmayan adamın öyküsü bu çelişkiyi ironik biçimde işleyen eğlenceli bir örnektir. Öte yandan, seçmeceye dayalı bir aranjman olması oto/biyografiyi kurmacadan ibaret kılmaz, çünkü seçilen ve düzene sokulanlar yine yazarın kendince algıladığı hakikatlerdir. Aynı hayat her defasında farkı anlatılabilse de bu böyledir. Sonuçta her inşa gerçekler üzerinde temellendirir kendini.

Bütün bu uzun ömrüne rağmen biyografiye teori ve usul açısından yaklaşmak ihmal edilmişken, artık oto/biyografiye çeşitli disiplinler arasında da giderek artan bir ilgi var. Akademik uzmanlıklar daraldıkça anlatı (narrative) araştırmaları ve buna dahil olan oto/biyografi ortak bir zemine dönüşüyor. Psikoloji, sosyoloji, antropoloji, siyaset gibi dallardan gelen araştırmacıların tarihçiler ve edebiyatçılarla diyaloğa girebileceği sahipsiz bir ortak alan, bir tampon bölge… Zaten disiplinler ve türler arasındaki sınırların flulaştığı zamanlardayız. Artık hakikat, sunum ve imajinasyonun karıştığı çok türlü metinler yazılıyor.

Sonuçta pazar ile akademya arasında sıkışmış bir türden bahsediyoruz. Ekonomik ve entellektüel pratikler arasında sıkışmış bir tür. Kamuoyunda, kurumlarda kabul görmek ile aforoz edilmek arasındaki gidip gelen kaygılarla yazılamayan hayatlar var. Yazanlar da sorunları görmezden geliyor: Biyografi sağlıklı ve meşru mu, yoksa hastalıklı ve gayrımeşru mu? Biyografi etrafında epistemoloji, etik ve estetik meseleler bakımından dönen ciddi tartışmalar var: Bir hayatı/benliği bütünüyle bilmenin ve kavramanın imkansızlığı, mahremin ifşası, kurmaca-gerçek ilişkisi, biyografik metinleri hesaba çekecek eleştirel bir dilin ve teorik bir çerçevenin yokluğu…

Oto/biyografi men arefe nefsehu sırrının peşinde koşmaktır. Ve sanki insanlık iki binli yıllarda bu sırrı daha çok merak etmeye başladı. Son on yılda dünyada biyografi enstitülerinin sayısı önemli bir artış gösterdi. Biyografiyi yeniden kavramsallaştırma ihtiyacını tetikleyen belki de yeni elektronik ve dijital teknolojilerin baskısı, facebook'tan twitter'e, iPhone'dan iPad'e kişilerin postmodern gösteri(ş) dünyasına eskiden saklı kalan yönleriyle biletraf görünmelerini sağlayan çağın meydan okumasıdır. Biyograf aynı yüzün çelişkili versiyonlarıyla boğuşmak göreviyle karşı karşıya kaldı. Türün üretimi ve teorizasyon, biyografik tezahürü teşkil eden özün tanımı genişledi; sadece yazılı değil, görsel, grafik, dijital hayatlar var artık. Biyografi kendi hikâyesinin ve kariyerinin çok heyecanlı ve zorlu bir aşamasında.

Türkiye'de bütünüyle bu türe hasredilmiş ve oto/biyografinin meseleleriyle cedelleşen ne kurumsal yapılar, ne de dergiler var. Böyle bir ortamda oto/biyografinin sorunlarıyla uğraşmak için "Biyografi Atölyesi" adı altında el yordamıyla yeni yollar aradık. Önce The Turn to Biographical Methods in Social Science (ed. P. Chamberlayne, J. Bornat, T. Wengraf, London: Routledge, 2000) kitabıyla sosyal bilimlerde girilen Biyografik Dönemeç'i keşfettik. Kitabın girişinde anlatıldığı gibi, 1980'lerde bellek etrafında dönen tartışmalar öznelliğe yapılan vurguyu güçlendirerek pozitivist ve tarihselci yaklaşımların verdiği rehaveti sarstı. Feminizm marjinal bir kesimin konvansiyonel belgelerle nüfuz edilemeyen tarihini sözlü ve biyografik kaynaklarla inşa etti. Pozitivist sosyal bilime karşı postmodernizm kimlik tartışmalarına getirdiği refleksivite yaklaşımıyla öznelliğin keyfiliğini öne çıkardı, toplumsal yapıların belirleyiciliğini reddetti. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla, küreselleşmenin şiddetlenmesiyle, sınıf ve ulus gibi kolektif özneleri merkeze alan büyük anlatılar söküldü, ters yüz edildi. Sosyal bilimlerde biyografik yöntemlerin revaç kazanmasını sağlayan açı kaymasında, 1990'lardaki başka bazı gelişmelerin de etkisi oldu. Eylemin bilincinde olma bağlamında anlamanın psikanalitik ve psikodinamik yapılarına eğilmeye başladı biyografi araştırmacıları. "Kültür"ün yeniden keşfi bağlamında temsili vurgulayan "kültürel çalışmalar"dan ziyade faillikle ilgilenen "kültürel sosyoloji" önem kazandı. Ve tabii insanın kendine ve başkalarına sunabileceği bir hikâye inşa ettiği otobiyografik süreçlerde özellikle önemli olan anlatısallığın cazibesini de unutmamak lazım.

Biyografinin muhteşem dönüşünü kavramsallaştıran bu okumadan yola çıkarak anlatı/narrative, sosyolojide biyografik analiz, psikobiyografi, hayat yazımında etik sorunsalı, Bourdieu'nün "Yaşamöyküsü Yanılsaması", biopics (Sinema'da Biyografik Anlatım), biyografik söyleşi ve bunu kullanan sözlü tarih, bellek, kendini hikâye etmek, İslam Tarihinde oto/biyografi, siyer, rüya, Avrupa'da oto/biyografinin tarihi, Osmanlı tarihinde oto/biyografi, cinsiyet çalışmaları ve kadın oto/biyografileri, hatırat, günlük ve anti-biyografi gibi konularda dallı budaklı okumalar ve tartışmalar yaptık. Bu okumalar sırasında Berat Açıl, Özgür Türesay, Nazan Aksoy, Nihal Şahin Utku, Reyhan Çorak, Arif Bilgin gibi değerli misafirleri dinledik. Hepsine teşekkür ediyoruz.

Bir yıl boyunca bazen bir, bazen iki haftada bir Bilim ve Sanat Vakfı'nda toplanan Biyografi Atölyesi 21 Mayıs 2011'de "Otur Baştan Yaz Beni: Oto/Biyografiye Taze Bakışlar" başlıklı bir sempozyumla taçlandı (Sempozyum ön adını Cem Yıldız'ın güzel türküsünden aldı). Kitaptaki yazılar sempozyumun ürünleri; atölye okumalarındaki izlekler çerçevesinde verilen tebliğler arasından seçildiler. Bunların haricinde kitaba önemli gördüğümüz bir çeviri metnini ve bir atölye oturumunda konuşulanları ekledik. Tuba Nur Saraçoğlu hem atölye hem de sempozyumun kitaplaşması süreçlerinde iletişim ve koordinasyon hususlarında değerli himmetlerini esirgemedi. Bilim ve Sanat Vakfı bünyesindeki Türkiye Araştırmaları Merkezi'nin (TAM) yükünü yıllardır omuzlayan Yunus Uğur'un teşviki olmasaydı ne böyle bir atölye, ne sempozyum, ne de bu kitap ortaya çıkabilirdi. TAM'ın bütün emektarları bu uzun soluklu çalışmanın kulisinde sabır ve gayretle hizmet etmişlerdir. Hepsine can u dilden arz-ı teşekkür ederiz. Kitabın hayat ve yazımı hakkında kafa yoranlara faydalı olmasını dileriz. - Abdulhamit Kırmızı

  • Açıklama
    • YAZARLAR: Abdulhamit Kırmızı, Simone Lässig, Bahar Gökpınar, Nevin Meriç, Zeynep Bostan, Hümeyra Bostan, Abdullah Taha İmamoğlu, Tuba Nur Saraçoğlu, Güllü Yıldız

      Oto/biyografi men arefe nefsehu sırrının peşinde koşmaktır. Ve sanki insanlık iki binli yıllarda bu sırrı daha çok merak etmeye başladı. Son on yılda dünyada biyografi enstitülerinin sayısında önemli bir artış gözleniyor.

      Biyografiyi yeniden kavramsallaştırma ihtiyacını tetikleyen şey, belki de, yeni elektronik ve dijital teknolojilerin yaygınlaşması, facebook'tan twitter'e, iPhone'dan iPad'e kişilerin postmodern gösteri(ş) dünyasına eskiden saklı kalan yönleriyle biletraf görünmelerini sağlayan çağın meydan okumasıdır. Biyograf aynı yüzün çelişkili versiyonlarıyla boğuşmak göreviyle karşı karşıya kaldı. Türün üretimi ve teorizasyonu ile biyografik tezahürü teşkil eden özün tanımı genişledi; sadece yazılı değil, görsel, grafiksel, dijital hayatlar var artık. Gelinen noktada biyografi kendi hikâyesinin ve kariyerinin çok heyecanlı ve zorlu bir aşamasında bulunuyor.

      Otur Baştan Yaz Beni, oto/biyografinin bu serencamının Türkiye'deki bir yansıması niteliğinde…

      İÇİNDEKİLER

      Oto/Biyografik Vebal: Tutarlılık ve Kronoloji Sorunları - Abdulhamit Kırmızı 11

      Modern Tarihte Biyografi-Biyografide Modern Tarihyazımı - Simone Lässig 29

      Bir Yaratma Biçimi Olarak Biyografi: Bulgu'dan Kurgu'ya, Mektupları Işığında Ayşe Leman Karaosmanoğlu - Bahar Gökpınar 59

      Ahmed Nedim ve Nevhiz'in Günlüğü: Başkasına Yazılan Bir Günlüğün Anatomisi - Nevin Meriç 91

      Çalkantılı Bir Devrin Sorunlu Hukukçusu: Bosnalı Ali Ulvi Bey - Zeynep Bostan 129

      Neydim, Ne Oldum?: Amerika'da Köleleştirilen Afrikalı Bir Prens - Hümeyra Bostan 155

      Rivayetten Biyografiye: Sahabeden Ebû Bekre (r.a.) - Abdullah Taha İmamoğlu 187

      Cihet-i Vahde Risalesi Çerçevesinde Siyer ve Siyer Edebiyatı - Tuba Nur Saraçoğlu 199

      İki Siyer Tek Müellif: Düzceli Yusuf Suad'ın Siyer Telifleri - Güllü Yıldız 227

      EK 263

      Biyografi Atölyesi'nin 5 Mart 2011 Tarihli Oturumundan Bir Kesit 273

      ÖNSÖZ

      Biyografi çok hayatlar yaşadı. Çok süründü ve sürüldü, ama çeşitli kılıklarda hayatını sürdürdü. Bazen bilim oldu, bazen edebiyat, bazen eğlence. Kendi alanımdan bir özeleştiriyle yetineceğim: Tarihe sızmanın, nüfuz etmenin en güzel yollarından biri olduğu halde uzun zaman tarihçi biyografinin işlevini sorguladı ve ondan uzak durdu. Büyük adamların tarihi diye küçümseyerek, bizatihi insanın yerine ekonomik, demografik, ekolojik, sosyal motiflerin peşinden koşmayı tercih etti. Özellikle kliometrinin altın yılları belki tarih disiplininin insandan en çok uzaklaştığı bir zamandı.

      Ancak iki binli yıllarda biyografi birden ziyadeleşen bir ilgiye mazhar oldu, yeniden dirildi. Bu ilginin önemli kısmı biyografiyi tarif etmek ve onu tarih ve edebiyat literatürünün türleri arasına yerleştirmek içindi. Bir hayattan artakalan metinlere dayanarak bir hikâye yazmak olduğu için, biyografi hakikaten bilhassa bu iki alanın kesiştiği yerde durur. Yazılan hayat hikayesi elbette seçmeceye dayanan bir aranjman, yapay bir inşa olacaktır. Bir hayatla ilgili her detaya yer verilecek olsa, yazılması herhalde o hayatın kendisinden daha uzun tutardı! Günlük tutmaktan yaşamaya zamanı kalmayan adamın öyküsü bu çelişkiyi ironik biçimde işleyen eğlenceli bir örnektir. Öte yandan, seçmeceye dayalı bir aranjman olması oto/biyografiyi kurmacadan ibaret kılmaz, çünkü seçilen ve düzene sokulanlar yine yazarın kendince algıladığı hakikatlerdir. Aynı hayat her defasında farkı anlatılabilse de bu böyledir. Sonuçta her inşa gerçekler üzerinde temellendirir kendini.

      Bütün bu uzun ömrüne rağmen biyografiye teori ve usul açısından yaklaşmak ihmal edilmişken, artık oto/biyografiye çeşitli disiplinler arasında da giderek artan bir ilgi var. Akademik uzmanlıklar daraldıkça anlatı (narrative) araştırmaları ve buna dahil olan oto/biyografi ortak bir zemine dönüşüyor. Psikoloji, sosyoloji, antropoloji, siyaset gibi dallardan gelen araştırmacıların tarihçiler ve edebiyatçılarla diyaloğa girebileceği sahipsiz bir ortak alan, bir tampon bölge… Zaten disiplinler ve türler arasındaki sınırların flulaştığı zamanlardayız. Artık hakikat, sunum ve imajinasyonun karıştığı çok türlü metinler yazılıyor.

      Sonuçta pazar ile akademya arasında sıkışmış bir türden bahsediyoruz. Ekonomik ve entellektüel pratikler arasında sıkışmış bir tür. Kamuoyunda, kurumlarda kabul görmek ile aforoz edilmek arasındaki gidip gelen kaygılarla yazılamayan hayatlar var. Yazanlar da sorunları görmezden geliyor: Biyografi sağlıklı ve meşru mu, yoksa hastalıklı ve gayrımeşru mu? Biyografi etrafında epistemoloji, etik ve estetik meseleler bakımından dönen ciddi tartışmalar var: Bir hayatı/benliği bütünüyle bilmenin ve kavramanın imkansızlığı, mahremin ifşası, kurmaca-gerçek ilişkisi, biyografik metinleri hesaba çekecek eleştirel bir dilin ve teorik bir çerçevenin yokluğu…

      Oto/biyografi men arefe nefsehu sırrının peşinde koşmaktır. Ve sanki insanlık iki binli yıllarda bu sırrı daha çok merak etmeye başladı. Son on yılda dünyada biyografi enstitülerinin sayısı önemli bir artış gösterdi. Biyografiyi yeniden kavramsallaştırma ihtiyacını tetikleyen belki de yeni elektronik ve dijital teknolojilerin baskısı, facebook'tan twitter'e, iPhone'dan iPad'e kişilerin postmodern gösteri(ş) dünyasına eskiden saklı kalan yönleriyle biletraf görünmelerini sağlayan çağın meydan okumasıdır. Biyograf aynı yüzün çelişkili versiyonlarıyla boğuşmak göreviyle karşı karşıya kaldı. Türün üretimi ve teorizasyon, biyografik tezahürü teşkil eden özün tanımı genişledi; sadece yazılı değil, görsel, grafik, dijital hayatlar var artık. Biyografi kendi hikâyesinin ve kariyerinin çok heyecanlı ve zorlu bir aşamasında.

      Türkiye'de bütünüyle bu türe hasredilmiş ve oto/biyografinin meseleleriyle cedelleşen ne kurumsal yapılar, ne de dergiler var. Böyle bir ortamda oto/biyografinin sorunlarıyla uğraşmak için "Biyografi Atölyesi" adı altında el yordamıyla yeni yollar aradık. Önce The Turn to Biographical Methods in Social Science (ed. P. Chamberlayne, J. Bornat, T. Wengraf, London: Routledge, 2000) kitabıyla sosyal bilimlerde girilen Biyografik Dönemeç'i keşfettik. Kitabın girişinde anlatıldığı gibi, 1980'lerde bellek etrafında dönen tartışmalar öznelliğe yapılan vurguyu güçlendirerek pozitivist ve tarihselci yaklaşımların verdiği rehaveti sarstı. Feminizm marjinal bir kesimin konvansiyonel belgelerle nüfuz edilemeyen tarihini sözlü ve biyografik kaynaklarla inşa etti. Pozitivist sosyal bilime karşı postmodernizm kimlik tartışmalarına getirdiği refleksivite yaklaşımıyla öznelliğin keyfiliğini öne çıkardı, toplumsal yapıların belirleyiciliğini reddetti. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla, küreselleşmenin şiddetlenmesiyle, sınıf ve ulus gibi kolektif özneleri merkeze alan büyük anlatılar söküldü, ters yüz edildi. Sosyal bilimlerde biyografik yöntemlerin revaç kazanmasını sağlayan açı kaymasında, 1990'lardaki başka bazı gelişmelerin de etkisi oldu. Eylemin bilincinde olma bağlamında anlamanın psikanalitik ve psikodinamik yapılarına eğilmeye başladı biyografi araştırmacıları. "Kültür"ün yeniden keşfi bağlamında temsili vurgulayan "kültürel çalışmalar"dan ziyade faillikle ilgilenen "kültürel sosyoloji" önem kazandı. Ve tabii insanın kendine ve başkalarına sunabileceği bir hikâye inşa ettiği otobiyografik süreçlerde özellikle önemli olan anlatısallığın cazibesini de unutmamak lazım.

      Biyografinin muhteşem dönüşünü kavramsallaştıran bu okumadan yola çıkarak anlatı/narrative, sosyolojide biyografik analiz, psikobiyografi, hayat yazımında etik sorunsalı, Bourdieu'nün "Yaşamöyküsü Yanılsaması", biopics (Sinema'da Biyografik Anlatım), biyografik söyleşi ve bunu kullanan sözlü tarih, bellek, kendini hikâye etmek, İslam Tarihinde oto/biyografi, siyer, rüya, Avrupa'da oto/biyografinin tarihi, Osmanlı tarihinde oto/biyografi, cinsiyet çalışmaları ve kadın oto/biyografileri, hatırat, günlük ve anti-biyografi gibi konularda dallı budaklı okumalar ve tartışmalar yaptık. Bu okumalar sırasında Berat Açıl, Özgür Türesay, Nazan Aksoy, Nihal Şahin Utku, Reyhan Çorak, Arif Bilgin gibi değerli misafirleri dinledik. Hepsine teşekkür ediyoruz.

      Bir yıl boyunca bazen bir, bazen iki haftada bir Bilim ve Sanat Vakfı'nda toplanan Biyografi Atölyesi 21 Mayıs 2011'de "Otur Baştan Yaz Beni: Oto/Biyografiye Taze Bakışlar" başlıklı bir sempozyumla taçlandı (Sempozyum ön adını Cem Yıldız'ın güzel türküsünden aldı). Kitaptaki yazılar sempozyumun ürünleri; atölye okumalarındaki izlekler çerçevesinde verilen tebliğler arasından seçildiler. Bunların haricinde kitaba önemli gördüğümüz bir çeviri metnini ve bir atölye oturumunda konuşulanları ekledik. Tuba Nur Saraçoğlu hem atölye hem de sempozyumun kitaplaşması süreçlerinde iletişim ve koordinasyon hususlarında değerli himmetlerini esirgemedi. Bilim ve Sanat Vakfı bünyesindeki Türkiye Araştırmaları Merkezi'nin (TAM) yükünü yıllardır omuzlayan Yunus Uğur'un teşviki olmasaydı ne böyle bir atölye, ne sempozyum, ne de bu kitap ortaya çıkabilirdi. TAM'ın bütün emektarları bu uzun soluklu çalışmanın kulisinde sabır ve gayretle hizmet etmişlerdir. Hepsine can u dilden arz-ı teşekkür ederiz. Kitabın hayat ve yazımı hakkında kafa yoranlara faydalı olmasını dileriz. - Abdulhamit Kırmızı

      Stok Kodu
      :
      303155580
      Boyut
      :
      12x19
      Sayfa Sayısı
      :
      288 s.
      Basım Yeri
      :
      İstanbul
      Baskı
      :
      1
      Basım Tarihi
      :
      2013
      Kapak Türü
      :
      Karton Kapak
      Kağıt Türü
      :
      3. Hamur
      Dili
      :
      Türkçe
  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat